Can Sıkıntısına 4. Aranıyor

19 Şubat 2018 Pazartesi 12:58

Can Sıkıntısına 4. Aranıyor

Can sıkıcı biri mi olmak istersiniz, aklınıza gelen her şeyi söyleyin.

Uyarı: Bu yazı oldukça can sıkıcı!
Geçen gün, evde oturmuş çay bardağında sert bir kahve içerken İslam-Türk tarihini ele alan bir kitap geçti elime. Her bir konuda, sayfada atalarımızın ne kadar kahraman, ne kadar akıncı, ne kadar yavuz, ne kadar yiğit, ne kadar bahadır, ne kadar şanlı şerefli olduğu anlatılmış. Tabii bunları bir yandan sorgulamaya, bir yandan övüncünü yaşamaya başlamışken bir yandan da canım sıkılmıştı. Arkadaş, biz neden sürekli geçmişimizle övünüyoruz? Günümüzde de övünebileceğimiz başarılarımız, insanlarımız olsa ya! Gerçi açlık sınırının asgari ücretle aynı olan bir ülkede, insanlar karınlarını doyurmanın peşindeyken geçmişimiz yeter de artar bile…
*
Memlekette yeterince canımız sıkılıyor, halk olarak tabii. Politikacılarımızın canı genelde çıkarları doğrultusunda sıkılıyor. Çıkarları içinde el sıkarlar, nutuk atarlar, palavra sıkarlar. Boşuna dememişler; iyi bir politikacı herkesin elini sıkar, kötüsü canını…
*
Okuduğum bir yazı, ilginç bir şekilde ne yazık ki beni o malum ve klişe soruyu tekrar sormama yol açtı. Herkesin bu soruya en az bir kez maruz kalmışlığı ve en az bir kez ciddi ciddi cevaplamışlığı vardır sanırım. “Issız bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?” Oldukça saçma da olsa gayet eğlendiğim bir muhabbet olmuştur. Dedik ya can sıkıntısı işte. Bende tekrar bunu düşünürken ilk fırsatta eşe, dosta, yakınlara sordum…
*
1. Megan Fox
2. Bol miktarda konserve
3. Çay
*
1. Ziraat mühendisi
2. Doktor
3. Konsomatris
*
1. At
2. Avrat
3. Silah
*
1. Recep
2. Tayyip
3. Erdoğan + Okey takımı
*
1. Nüfus cüzdanı
2. Sabıka kaydı
3. İkametgâh
*
1. Acun Ilıcalı
2. TV8 ekibi
3. Survivor yarışmacıları
*
1. Kaset çalar
2. Ahmet Kaya kasetleri
3. Rakı
*
1. İpeğinden kefen
2. Cevizinden tabut
3. İnsaflısından imam
*
1. Mazhar
2. Fuat
3. Özkan
*
Herkesin ıssız adası kendine, ada demişken de canım avokado çekti nedense…

 

 

Etiketler:

sefa sürücü , köşe yazısı , kdz.ereğli , haber ,

Yorumlar
  • Zeliş
    19 Şubat 2018 Pazartesi 21:25

    Çok eğlenerek okudum yaa. Harika yazı defa tekrar yüreğine kalemine sağlık.

  • Canan
    19 Şubat 2018 Pazartesi 15:52

    Bir can sıkıntısı bu kadar güzel yansıtılırdı, çok beğendim. Kaleminize sağlık, özellikle ıssız ada muhabbetine koptum...

  • Aylak adam
    19 Şubat 2018 Pazartesi 14:12

    "Issız bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?”  1. Engin 2. Altan 3. Düzyatan :))))

Bakanlıktan Son Dakika Sevgililer Günü Açıklaması

12 Şubat 2018 Pazartesi 11:12

Yönetmen Sefa Sürücü

Bakanlıktan Son Dakika Sevgililer Günü Açıklaması

Yalnızlık benim kaderim, ama sevgimi seninle paylaşırım…

Kimileri tarafından yılın en çok beklenen, kimileri tarafından da bir an önce geçmesi dilenen ve birçok tartışmayı beraberinde getiren o malum güne geldik. 14 Şubat Sevgililer Günü. Korkmayın sakın! Sevgililer günüyle ilgili ne kapitalist sistemin bir oyunu olduğundan bahsedeceğim, ne bunların hep bir para tuzağı olduğundan, ne dinimize göre şöyle böyle olduğundan, ne de o klişeleşmiş tarihçesinden… Benim işim pek görünmeyen, görünse de umursanmayan, umursansa da yanlış bilinen kısımlarıyla. Mesela “Japon balıklarının hafızası üç saniyedir.” söylemi gibi. Aksine üç ay gibi bir hafızaya sahip olabiliyorlar. Hatta kimi politikacıları göz önünde bulundurursak gayet iyi bir süre.

*
Sevgililer gününde sevgilime ne hediye alacağım demek yerine, sevgililer gününde hediyeme sevgili almam lazım diyen yalnızlar! Hadi kendimizi avutup bardağın dolu tarafından bakalım. Bir kere o günün klişeleşmiş tavırlarından kendinizi yalıttığınız için kendinizi şanslı hissedebilirsiniz. Ne mi onlar?

1) Kırmızı güller: Normalde iki ya da beş liraya satılan bir güle, yirmi lira vermek zorunda değilsiniz. Hem her çiçek dalında güzel değil midir?

2) Kırmızı kalpler: O güne özel en maruz kaldığımız durumlardan biridir her şeye ilişkin kalpli görseller, ürünler, kampanyalar vs. İnatla kör göze parmak batırırcasına kendinizi bu yolla ifade etmekten uzaksınız. Kalpli yastıklar, hediye kutuları, mumlar, takılar, iç çamaşırları, pizza hatta lahmacunlar… Hep merak etmişimdir, kalp denilen şey bu kadar kolay çizilebilip de sembolik bir hale gelmeseydi ve gerçekte olduğu gibi resmedilseydi şu anki popülerliği oluşur muydu acaba?

3) Çiftlerin çiftlerle takılması: “Bak bize, biz sizden daha çok birbirimizi seviyoruz ve daha çok birbirimize yakışıyoruz, tamam mı?” gibi psikolojik gerilimlerin yaşandığı durumları yaşamayacaksın. Tamam bunu yaşamayacak olabilirsin ama; gidip de o gün sakın bir çiftin yanında sap başına vakit geçireyim demeyesin. Benden demesi…

4) Sosyal medya: Birçokları gibi sizde sevgilinizle o gün sarmaş dolaş, mıçmıçlı, aşklı böcekli kelebekli zürafalı fotoğraflar çektirip herkese ‘bakın işte bizde böyle sevgilileriz.’ demekten kurtulduğun bir gün. Hee kalkıp da o gün bekârlık sultanlıktır gibi yaftalamalarıyla yalnızlığınızı yansıtacak fotoğraflar çekip paylaşmanızı da pek önermem. Efendi efendi üsturubunuzla yalnız takılın.

*
Sevgilileri ve eşleri olanlara diyeceğim şey ise; tüm bu klişe ve tartışmaların ötesinde bırakın karşılıklı beklentilerinizi gidermeye bakın. Mutlu olmaya bakmak lazım, gerisi faso fiso. Partneriniz o gün bir demet çiçek ve akşam yemeği beklentisindeyse yerine getirin. Eğer bunu 365 günün bir gününe en azından diliyorsa da orada bir problem olduğunu unutmayalım. Netice de aşk, senede bir gün hatırlanmamalı. “Sevgi” konusunda söyleyecek sözü olan söylesin, tebessümü olan etsin, yazacak yazısı olan yazsın, bestesi olan yapsın, resmi olan çizsin, hediyesi olan versin, hiç kimse ertelemesin çünkü yarın diye bir şey olmayabilir. Tabi bunları yaparken sözüm ona sevgiden, kıskançlıktan, fesatlıktan, yanlış anlamalardan, takıntılıklardan dolayı evde, sokakta orada burada eşini sevgilini dövüp bıçaklıyorsan olmaz olsun sevgin, sevgi anlayışın! Komple olmaz olsun!..

*
Özel İlişkiler İşleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada ise; yeni uygulama olan paso-sev kartı çıkaran tüm çiftlere birer kalpli lattenin beleş olduğunu duyurdu. Bu özgün ve faydalı uygulamadan dolayı kendilerini şahsım adına takdir ediyor, başarılarının devamını diliyorum…

*
Sevgiler!..

 

Yorumlar
  • Gizem
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:39

    Çok güzel bir yazı kaleminde elinize sağlık.

  • Ordudan (Hatun)
    15 Şubat 2018 Perşembe 17:55

    Isde butun sıkıntılar siz gibi dusunemedigimizden dolayı degilmidir ki zaten bakılan hep aynı ayna ama yansımalar hep farklı

  • Nişanlı
    14 Şubat 2018 Çarşamba 10:00

    Elinize sağlık sayın Sürücü. Güzel yazılarınızın devamı dileğiyle.

  • Selma S.
    13 Şubat 2018 Salı 15:28

    Köşeni yeni gördüm ve merakla okudum. Oldukça akıcı ve muzip bir üslubun var, sevdim. Özellikle japon balıkları göndermene bayıldım. :) kalemine sağlık

  • zeliş
    13 Şubat 2018 Salı 11:45

    Çok güzel bir yazı yüreğine sağlık

  • Sabah Uzuner
    12 Şubat 2018 Pazartesi 19:17

    Kalemine yüreğine ellerine sağlık

  • ToprakHan
    12 Şubat 2018 Pazartesi 14:44

    Sfrsrc

Bir Doğum Günü Meselesi

5 Şubat 2018 Pazartesi 11:29

Yönetmen Sefa Sürücü

Bir Doğum Günü Meselesi

90 yaşında bir adama bu uzun ömrünü neye borçlu olduğunu sormuşlar. Gözleri ışıldayan adam şöyle demiş: “Geceleyin oturup tasalanmak yerine çoğu zaman yatar ve uyurum.”


Hayatım boyunca hep köşeyi dönmek istemişimdir. Bir gün yine acaba dünyanın ne zaman uzaylı istilasına uğrayacağını düşündüğüm bir anda, bu köşede yazma fikrine kapıldım. Böylece köşeyi dönebilirdim, anlayana. Köşemde vaat ettiğim tek şey, uzaylılar dünyamızı bir gün basarsa ilk köşe yazısını ben yazacağım. Gelelim bugünkü konumuza, uzaylılar doğum günü kutlar mı? Neyse şaka bir yana bırakalım şu uzaylıları da, asıl meselemize dönelim artık…

*
Doğum günleri genelde çoğumuzun çok anlamlar yüklediği ve önemsediği günlerdir. Benim içinse durum biraz farklı. 2 Şubat doğum günümdü ve yine aynı psikolojiler içerisindeydim. İyisiyle kötüsüyle, sevabıyla günahıyla geçen bir yıl. Planlarım, hayallerim, yapabildiklerim, yapamadıklarım, hayatıma girenler - çıkanlar, hala inatla hayatımda kalanlar vs. gibi duygu ve düşünceleri sorgulamak zorunda kaldığım bir gün. Onun haricinde insanlar hatırlayıp sürpriz yapacak ve ben hiç haberim yokmuş gibi davranmaya çalışacak mıyım ya da o gün manidar bir şekilde sadece borçlu olduğum bankalar mı doğum günü mesajı yollayacak gibi endişeleri yaşamayı pek sevdiğim söylenemez. Sanırım yıllar boyunca yaşadığım önemsiz doğum günleri, bu heyecanın kaybolmasına yol açmış olabilir. Belki de zamanında doğumuma engel olamadığım için, yıllar boyunca içimde biriken hıncı bilmeden bastırmamın da etkisi olabilir.

*
Facebook icat oldu, mertlik bozuldu. Artık herkes doğum günlerini Facebook üzerinden öğreniyor, daha doğrusu bilgi sahibi oluyor. Çünkü Facebook seni de yormayıp bildirme zahmetinde bulunuyor. Tıpkı hapşıran birine nasıl ‘çok yaşa’ diyorsak, oradan da aynı tepkimeyi verir olduk. Kuru, yapmacık, buram buram sanal ve sahte bir şekilde ‘Doğum günün kutlu olsun.’ Amin!

*
Doğum günlerinin ayini andıran bir havası vardır. Biz modern insanlar(!) doğum günü kutlamalarını belli bir ritüel çerçevesinde yapma zaruretinde hissediyoruz kendimizi. Pastaya mum dikme, dilek tutma, sonra tek nefeste mumları söndürme, hatta bu esnada o güftesi evrenselleşmiş doğum günü parçasını hep bir ağızdan söylemek gibi… Dünyanın hemen hemen her yerinde klişeleşmiş bir şeklide benzerlik gösteren bu genel tavır ve duruşu, sanırım dünya barışı gibi daha hassas bir konuda sergilesek daha yaşanabilir kılabilirdik bu hayatı. Ya da bir düşünsenize, doğum günlerinde pasta yerine dana kesildiğini… Sanırım o zaman soy kırıma uğrayıp nesli tükenebilirdi büyük baş hayvanların. Hindistan hariç…

*
Doğum günlerinin bir değişmeyen adeti de tabi ki doğum günü hediyeleridir. Sosyo-ekonomik durumumuza göre kimimiz candan, kimimiz maldan anlayışıyla ufak tefek sembolik ya da pahalı değerli bir hediye ile o doğum günü kişisini sevindirmeye çalışıyoruz. Hediyeleşmek güzel ve önemli bir durum tabii. Sadece onun o gün bir zaruret halini alması biraz can sıkıcı olabiliyor bazen. Bana kalırsa doğum günü olan kişi için verilebilecek en güzel hediye, o günün resmi tatil olması. Öğrenciyse okulu tatil, çalışansa ücretli izne çıkması gibi. İşte o zaman, insan kendini daha özel hissedebilir…

*
Günümüzde ülkemize baktığımda doğum günü kutlamalarının altında yatan sebepte git gide bir anlam kayması yaşanıyor sanki. Aslında kişinin dünyaya geldiği o günü kutlamıyoruz. Her yaş dönümünde, doğduğu güne geldiğinde hala yaşıyor olmasını kutluyoruz. Kendimizi ya da sevdiklerimizi tebrik ediyoruz hala yaşıyor olduğumuz için. Demiş oluyoruz ki; ülke şartlarında bunca kaza bela arasından sıyrılıp bir şekilde kendini korumayı başardığın, bir yılı daha sağ salim devirdiğin için helal sana. Düşünsene bir; bunca trafik terörünün yaşandığı, kaldırımda yürürken bir aracın oraya çıkıp seni pestil gibi ezmediği, düğünlerde bayramlarda atılan mermilerin seni delik deşik etmediği, okulda ya da askerlikte yemek yerken zehirlenmediğin, bir psikopat tarafından kaçırılıp tecavüze uğradıktan sonra kanıt bırakmamak adına yakılmadığın, canlı bombanın gelip de seni hedef almadığı ve bu sayede organlarının dışarı saçılmadığı vs. için seni kutlarım!

*
Tamam tamam, iyi ki doğdum… :)

Yorumlar
  • İlahiyatçı Mihriban K.
    26 Şubat 2018 Pazartesi 22:18

    Doğum gününe farkli bir bakış açısıyla bakmamızı sağladığınız için teşekkürler...

  • Bulut
    12 Şubat 2018 Pazartesi 18:02

    Yüreğime yazdım seni okumaya doyamıyorum...

  • Füsun
    7 Şubat 2018 Çarşamba 19:47

    Tek kelime ile harika.. Yazınız pek bir sürükleyici olmuş. Sade ve ince bir dille kaleme almanız okuyucuya samimi geliyor.. Ereğli sizin kiymetinizi bilmeli

  • Sabah uzuner
    5 Şubat 2018 Pazartesi 20:05

    Nice mutlu yaşlara yüreğine sağlık

  • Hüseyin
    5 Şubat 2018 Pazartesi 17:04

    Sefa Bey, çok naif bir diliniz var. İlçemize çok güzel değerler katacağınıza eminim. Yazdıklarınız derinden sarstı beni. Pazartesileri iple çekeceğim artık. Yakın zamanda bir yerlerde karşılaşmak dileğiyle...

  • Sen hayırdır :)
    5 Şubat 2018 Pazartesi 12:40

    ". Her yaş dönümünde, doğduğu güne geldiğinde hala yaşıyor olmasını kutluyoruz. Kendimizi ya da sevdiklerimizi tebrik ediyoruz hala yaşıyor olduğumuz için. " çok güzel tesbit ülkemiz koşıllarını düşündüğümüzde. Tebrikler Sefa bey. Merakla gelecek pazartesiyi bekliyoruz :)

  • Meltem
    5 Şubat 2018 Pazartesi 12:25

    Sefa bey, öncelikle iyiki dogdunuz.her geçen yaşın dolu dolu olmasını temenni eden biriyim.sizin de yasa ve geçen yıllara yuklediginiz anlam yüklü cümleler beni çok mutlu etti.Farkınız ve yaklaşım şekliniz Ereğlimize yeni ufuklar kazandırır.Nice güzel yaşlara...

  • Melike
    5 Şubat 2018 Pazartesi 12:12

    Tatil kısmına özellikle katıldım:) başarılı tespitler var!

Ereğli’de Ne İşim Var?

29 Ocak 2018 Pazartesi 10:35

Ereğli’de Ne İşim Var?

“Ne bileyim ben, öyle bir geçerken uğrayayım dedim” demeyeceğim tabii ki.

   Türkiye’nin birçok şehrini gezip dolaştım, oralarda çekimler yaptım ama hepsi geçici bir süreliğine ve tekrar İstanbul’daki evime dönmek üzere gerçekleştirdiğim çalışmalardan ibaretti. Ta ki Ereğli’ye taşınma kararı alana kadar. Bu radikal kararı vermek de aslında tamamen İstanbul’daki hayatımın bir sonucu oldu. Bunun altında yatan sebeplere gelirsek... Hemen hemen herkesin bildiği yahut tahmin edebileceği üzere İstanbul, her ne kadar renkli ve hızlı bir şehir de olsa oldukça sıkıntılı ve stresi bol bir şehir. İnsanı çileden çıkaran insan kalabalığı, trafiği, bir yerden başka bir yere giderken yollarda geçen bir ömür, stresli ve yabancılaşmış insan seli, zor ve olumsuz hayat şartları bir Düzceli olarak beni yeterince bezdirmeye yetiyordu. Bu zaman zarfında Yeşim Hanım ile diyalog halindeydik, ki kendisi benim eski öğrencim olur. Bana Ereğli’de açtığı prodüksiyon şirketinden ve oranın yapısından bahsederken birden kendimi Ereğli’de buldum. Vedat Bey ve Yeşim Hanım ile İz Medya Prodüksiyon’da yeni bir yola çıktım. Bugünden baktığımda iyi ki de çıkmışım diyorum; çünkü burada gerçekten aradığım sakinliği ve huzurlu ortamı bulduğumu düşünüyorum. İnsanların misafirperverliğini ve samimiyetini gördüm. Ereğli ve insanları için yapacağım çalışmalardan heyecan duydum.


Peki burada ne yapıyorum?
   Özel şirketlerin, firmaların, kurum ve kuruluşların ihtiyaç ve talepleri doğrultusunda reklam veya tanıtım filmi çekmek adına görüşmeler gerçekleştiriyorum. Bu görüşmelerin ardından bir senaryo yazıyorum. Sonrasında bunu bir film haline getirebilmek için, prodüksiyon hizmetleri sağlıyoruz ve ortaya çıkan filmin yönetmenliğini yapıyorum. Bunu yaparken de, asıl önemli olan, o yerin kurumsal değerini artıracak, izleyici ve müşteri portföyünü genişletecek, iyi bir imaj bırakacak ve geniş kitlelere sesini duyurulabilecek, özgünlüğü olan, niteliğini hissettiren işler çıkarmak başlıca amaçlarım arasında. Bilindiği üzere reklam filmi, bir iş, fikir, ürün veya hizmetin bir bedel karşılığında kitle iletişim araçları aracılığıyla belirlenen hedef kitlede tutum ve davranış sağlama çabasının yanı sıra şirket imajını arttırmaya yarayan görsel bir çalışmadır.

Peki neden reklam?
   Tanıtım yazısı okumak sıkıcı ve yorucudur, videolar ise dijital ortamda bilgi aktarmanın en mükemmel yoludur. Reklam yahut tanıtım filmini web sitenizin ana sayfasında, Facebook, Instagram ve Youtube gibi birçok sosyal mecrada, iş yerinizin ziyaretçi salonunda, yerel ve ulusal televizyonlarda yayınlatabilirsiniz.
İnsanlar artık tanıtım filmlerine önem veriyor. Çünkü bir talep, ihtiyaç veya hizmetle alakalı fikir sahibi olmak adına uzun uzun yazılar okumak istemiyorlar artık. Ayrıca reklama ve tanıtıma ayıracak parası varsa, aynı markanın ürün ve hizmetlerine de aynı yatırımı yapacağı fikrine kapılırlar. Bu özellik bir şirketin profesyonel reklam filmi yaptıracak mali güce sahip olduğunu kanıtlar. Bildiğiniz üzere henüz az sayıda şirket tanıtım filmi yaptırabiliyor. Reklama ayıracak bütçesi olmayan şirketler, hizmet ve ürün kalitesinden de feragat ettikleri izlenimi uyandırırlar. Olay sadece bununla da kalmıyor tabii. Reklam yahut tanıtım filmlerinin de bir kalitesinin ve bakış açısının olması gerekir. Bu şirketin prestijine doğrudan katkı sağlayan bir durumdur. Günümüzde eline kamera alan “Biz tanıtım filmi çekiyoruz” diyerek piyasada dolaşıyor. Bu kişiler yalnızca havadan çekim yaparak ve Allah ne verdiyse önüne çıkan her şeyi rastgele çekip, anlamsız bir biçimde kurguda sıralayarak tanıtım filmi ortaya çıkarttıklarını sanırlar. Bunu yaparken de gayet makul fiyatlarla insanları ikna ederler. Yalnız iş düşünüldüğü kadar basit değildir. Unutulmamalıdır ki, bu tarz tanıtım filmi çalışmaları bırakın bir katkı sağlamayı, aksine değer ve prestij düşürücü bir unsur olarak çıkabiliyor karşımıza. Nasıl bir şoförle, bir pilot denk değilse, aynı şekilde bir düğün kameramanı ile bir yönetmen de denk değildir.
Hoş bulduk… :)

 

Yorumlar
  • Miskin
    8 Şubat 2018 Perşembe 21:45

    Harika bir yazıydı heyecanla yenisini bekliyorum...umarım uzaylı istilasına uğramadan okurum ...

  • Sabah uzuner
    5 Şubat 2018 Pazartesi 20:09

    Hayırlı olsun umarım görüşürüz

  • ERHANNNN
    4 Şubat 2018 Pazar 14:19

    Sefa Bey, sevgi, barış, dostluk kentinin kısa yazılışıdır kdz.ereğli. Sizin de varlığınız eminin Ereğli'nin var olan kalitesini daha da arttıracak ve sağlamlaştıracaktır. Başarılar. Hoş geldiniz :)

  • Meltem
    1 Şubat 2018 Perşembe 11:52

    Hoşgeldiniz Sefa bey. Yazınızı beğeniyle okudum.Ereğli'de yapacaklarınızı merakla bekliyoruz.Eminim Eregli'nin insanlarına da faydali olacaksiniz.Gelecek yazılarınızı heyecanla bekliyoruz.

  • Sağır sultan
    30 Ocak 2018 Salı 20:28

    Hoşgeldiniz başarılar dilerim

  • düzceli
    29 Ocak 2018 Pazartesi 19:20

    Hosgeldin abi fikirler güzel hadi hayırlısı

  • Aylak adam
    29 Ocak 2018 Pazartesi 14:08

    Hoş geldiniz Ereğli'ye. Ereğli için güzel işler çıkaracağınızı umuyor başarılar diliyorum.