Bayan Mısın Sen Şimdi?

5 Mart 2018 Pazartesi 13:32

Bayan Mısın Sen Şimdi?

“Erkek kadına tokat atarsa erkek, kadın erkeğe tokat atarsa yine erkek suçludur. Kadın kadına tokat atarsa; yapacak bir şey yoktur!”

Bayan: Kadın demenin cinselliği çağrıştırdığı bir toplumda sözde kibarca söylenen ithaf.
Genç kız: Yine cinsellikle bağdaşan, muhtemelen evlenmemiş ve bakire olarak kabul gören ithaf.
Hanımefendi: Kadının efendi olmadığı bir yerde, kendisini öyleymiş gibi hissetmesi adına söylenen ithaf.
Kadın: Genelde söylenmesi ayıp olarak karşılanan, orta yaşı geçmiş muhtemelen evlenmiş(!) kişilere söylenen ithaf.
Erkek: Oğlan, beyefendi, erkek, adam. (Bu kadar!)
*
Kadınlara “Bağyan” (bayan) diyen nazik(!) erkeklerin sayısı arttıkça, ne hikmetse şiddete ve haksızlığa maruz kalan kadınların sayısı da artıyor. Diğer yandan bakıldığında işin komik tarafı, kadınlarında birbirlerine bayan diyor olması.
*
Kadından beklenenler:
- Akşam ezanından önce evde olması…
- Fazla kısa ya da dar elbiseler giymemesi…
- Çayın demini tutturması…
- Evin yemeksiz kalmaması…
- Düzgün ütü yapması…
- Temizlik, bulaşık, çamaşır gibi evle ilgili tüm hizmetler…
- Çocuk bakması, büyütmesi…
- Erkeğini tatmin etmesi… (kendisi önemli değil!)
- Tüm bunları yaparken ayrıca mümkünse bir işte çalışıp eve ekonomik anlamda katkı sağlaması…
- Android robot olması…
*
Kadın olmak hüzünlü bir meseledir. Bir paragrafa, bir yazıya, bir romana sığmayacak kadar hüzünlü bir meseledir. Klasiktir bunun söylemi; birlik gerektirir, dayanışma gerektirir ama bazen bu durum kadınlığın kendisinden daha da zor bir meseledir. Yüzyıllardır erkekler tarafından öteye savruldukları yetmezmiş gibi bu kez de bizzat kadınlar, kendilerine uyum gösteremeyen hemcinslerini ötekileştirmeye çalışır. Örneğin;

- Tikky: Tüm sözcük dağarcığı kıyafet markalarıyla sınırlı, geyikli tayt giymekten kendini alıkoyamayan, koluna taktığı çantasını herkesin gözüne sokarcasına yürüyüp “Oha falan oldum!” lu konuşan kadın grubu.
- Kezban: Saçının dibi siyah olup da saçı sarı olan, güzel ve süslü görünmeye çalışırken bakım yapmayı es geçen, erkeklerden uzak durayım derken erkek gibi konuşan kadın grubu.
- Rabia: Başına türban takan, başını kaparken aklını da birlikte kapatması gerektiğinin sanan, tikky ve kezban grubundan nefret ediyor olmasına rağmen özenti olan kadın grubu.
- Kaşar: Erkeklerle haşır neşir olan, hafif meşrep, kadınlarla anlaşamayıp erkeklerle takılmayı yeğleyen, diğerlerine göre daha açık saçık giyinen kadın grubu.

Toplumumuzda ne yazık ki, bu ve buna benzer birçok yaftalamalar mevcuttur. Kimlikleri üstün cins tarafından yıllardır rencide edilen kadınlar var olmak, varlıklarını pekiştirmek için en etkili yöntem olarak başkasını hor görmeyi öğrenmişlerdir. Kadınlar hemcinsleriyle alakalı olarak bu ve bunlar gibi birçok ayırıcı, dışlayıcı, bir birlerini hor gören tabirlerde ve yaklaşımlarda bulunurken; erkekler ne yapmasın! Kadının kadına yaptığını, erkek kadına yapmıyor yeri geldiğinde!

*

Etrafımda birçok kadın, hemcinsleriyle anlaşamamaktan şikayetçi. Birbirlerini çekememezlik, kıskançlık, fesatlık, dedikodu ve gıybet gibi var olan huyların fazlaca bulunması ve kontrol noktasında sıkıntı yaşanması kadınların temel sorunları olarak baş göstermektedir.

*

Kadınlar börtü böcek, dalında çiçek, bahçedeki meyve sebze değildir. Kadınlar, kadındır sadece. Tüm annelerin, ev kadınlarının, emektar – çalışan kadınların, tikkylerin, Kezban’ların, Rabia’ların, kaşarların ve daha nicesinin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü içtenlikle kutlarım…

Yorumlar
  • Öğretmen
    24 Nisan 2018 Salı 12:05

    Çooook güzel yazı olmuş!!!

  • Belgin
    6 Mart 2018 Salı 00:06

    BEN DE TUM CUMHURIYET KADINLARININ KADINLAR GUNUNU KUTLARIM.

  • aylak adam
    5 Mart 2018 Pazartesi 14:38

    kaleminize sağlık sefa bey

Adam mısın sen şimdi?

26 Şubat 2018 Pazartesi 11:15

Adam mısın sen şimdi?

"Kadın olmak zor bir iştir, çünkü erkeklerle uğraşmak zorundadırlar."

Kadın olmak gerçekten zordur, özellikle bizim gibi geleneksel ve modern yaşam arasında sıkışıp kalmış toplumlarda. Sıradanlaşan gelenek, çarpıtılan görenek ve çoğu kulaktan dolma oluşan ahlak bilgisini eksik yahut hatalı yorumlayışlarımız alıp başını gitmektedir.
*
Geçenlerde İstanbul’da öyle bir olay yaşandı ki; sanırsın Fatih Sultan Mehmet’in şehrin fethinden bu yana dünyada yeni bir çağ açtık! Dursun adında bir şahsiyet, İstanbul’da bir metrobüs durağındaki üst geçide çıkıyor. Bariyerlerden aşağı sarkarak yarı çıplak şekilde avazı çıktıkça bağırıyor. “Eşim dar pantolon giyemez! Eşim dar elbise giyemez!..” Evet şaka gibi ama ne yazık ki gerçek. Güler misin ağlar mısın arkadaş! Polislerde o şahsı ikna etmeye çalışıyor, atlamasın diye. Niye ikna etmeye çalışıyorlarsa, sanki atlayacak! “Adam” olayı o kadar abartıyor ki, sanırsın memleket meselesi! Koskoca devletin, senin eşin dar pantolon giyinmesin diye yasa falan çıkaracak hali yok ya? Umarım yoktur! Hem “Eşim dar pantolon giyemez!” diye orada bağırıp, hem de yarı çıplak vaziyette kameralar önünde olmak neyin çelişkisi! O zaman eşinde başka bir köprüye çıkıp, “Eşim yarı çıplak halde çıkıp ta benim için dar pantolon giyemez dememeli!” diyerek o da intihara kalkışsa ne olur acaba? Bu kısır döngü nereye kadar devam ederdi? Gerçi adamın bir yandan hakkını yememek gerek. Bu söylemlerle kadınlara olan baskılar toplumumuzda o kadar çok var ki; en azından bu “erkek” diğerleri gibi zorlama ve dayak yaptırımında bulunmadan işi şovmenliğe dökerek çözüm aramış. Bu olayın ardından, bir TV kanalı tarafından adamın evine röportaja gidiliyor. Adam yine aynı aymazlık ve pişkinlikle devam ediyor; “Eşim dar pantolon giyemez!” diye. Sonra da makasla eşinin dar pantolonlarını kamera önünde bir bir kesiyor. Bir de bunu yapan kişi çalışmadığı gibi, çalışan karısının eline bakıyor olması da oldukça manidar. Boşuna dememişler, boşluktan puştluklar doğar diye! Bunun kıskançlıkla şunla bunla alakası yok. Demek ki sen de dar pantolon giyen kadınlara başka gözle, art niyetle bakıyorsun ki kendi eşinin böyle giyinmesine tahammül edemiyorsun! Ya o kafayı değişeceksin arkadaş ya da zamanında dar pantolon giyen bir kadınla evlenmeyeceksin. Bırakın insanlar nasıl kendilerini iyi hissediyorlarsa öyle giyinsinler…
*
Ne demişler? Havayı geldiği gibi, rüzgârı estiği gibi, kadını da olduğu gibi kabul edin. Herkes kendi işine gücüne baksa bunlar yaşanmaz. Tabi ki kıskanmak kıskanılmak güzel duygular, ama dozajında. Kendine güveni olmayan kişi, karşısındakine çıkışarak ve zorbalık yaparak nereye kadar bir takım değerleri elinde tutabilir? Zorla birini elinde tuttuğunu sanabilirsin ama gönlünü asla! Kıssadan hisse. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, bir başkasına asla yapma. Bu empatiyi benimsediğimiz takdirde inanıyorum ki, özellikle kadınlar için daha yaşanabilir bir hal alacaktır bu hayat.
*
“Elin ecnebisi” atomu parçalar, uzaya çıkar, yapay zekâ yapar biz de hale kızımızın yahut eşimizin neyi giyip giyemeyeceğine karar veririz. Biz bu gidişle bırakın bir çağ açmayı, içinde bulunduğumuz bu çağda boğulup gitmesek iyi. Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için çok mu geç kaldık acaba? Yoksa “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar mı? Dişi derken, kadından bahsedilmiyor bildiğin diş!
*
Saygılar…

Etiketler:

sefa sürücü , köşe yazısı , kdz.ereğli , haber , adam mısın sen şimdi?

Yorumlar
  • Özlem O.
    27 Şubat 2018 Salı 20:56

    Sayın Sürücü , O kadar doğru ki söylediğiniz "Kadını olduğu gibi kabul edin" evet  olduğumuz gibi olamayacaksak ya da istediğimiz gibi özgürce barınamayacaksak eşitlik kavramı anlamını yitirmez mi ? Ahmakca ve elle tutulur bir yanı olmadan kadınların kısıtlanması durumunu kınıyorum ve sizi bu yazınızdan dolayı tebrik ediyorum... Kaleminize sağlık.

  • Oğuz
    27 Şubat 2018 Salı 18:27

    Çok başarılı düşünceler. Tebrikler.

  • Bulut
    27 Şubat 2018 Salı 01:00

    Sonuna kadar katılıp desteklediğim düşünceler

  • Cemre
    27 Şubat 2018 Salı 00:55

    Son zamanlarda oldukça artan bu gibi kendini adam sanan insan demeye utandığımız şahsiyetlerin birilerine zorla bişey yaptırmaları , kısıtlamaları kendi içindeki otorite saçmalığını yaşatmak içindir. Bu konudaki düşüncelerinizde çok doğru noktalara dikkat çekmişsiniz. Tebrik ederim

  • Sahra
    27 Şubat 2018 Salı 00:41

    Herkes senin benim gibi düşünse sefa bey biz değil çağ atlamayı komple aya çıkmıştık

  • Beyda
    27 Şubat 2018 Salı 00:29

    Kesinlikle öyleee

  • OLİMBU
    26 Şubat 2018 Pazartesi 23:15

    Bay Sürücü.. Kadını ve kadın olmayı, özellikle ülkemizde' anlatırken dahi kadın üzerinden prim yapmaya çalışan günümüz yazarları tarafında yer almayan cümleleriniz, kendinize özgü samimi betimlemelerinizle harika bir yazı ve çok hassas bir konu seçimi olmuş. Böyle bir konuda; cümlelerinizdeki açıklık ve özgüven okuyucuya ki özellikle kadın okuyucuya cesaret veriyor.. Bir gün uyandığımızda ülkece gurur duyarak okuyacağımız haberli günlere inanıyorum, güçlü kaleminizin hiç tükenmemesi dileğiyle..

  • Ahmet
    26 Şubat 2018 Pazartesi 22:47

    Çok etkilendim yazıdan sefa beye teşekkürler bu tarz yazıdan dolayi

  • citcit
    26 Şubat 2018 Pazartesi 22:10

    Cok guzel bir yazi elinize saglik

  • Canan
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:30

    Erkeklerinde biz kadınların sesi olduğunu görmek umut verici, umarım bu güzel yazı amacına ulaşır.

  • Gökhan E.
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:14

    Sayın sefa bey Köşe yazınız oldukça baya bir anlamlı olup olması gerekeni en güzel bir şekilde anlattınız bir erkek olmanıza rağmen asla çekinmeden fakat bu hatalar hiç bir zaman pek taraflı değildir karşılıklıdır lakin bir erkek her ne kadar bir kadına karşı mütevazı olursa ne kadar ilgilenirse asla ve asla o kadında eşinin bir dediklerini 2 yapmamış olur... Ellerinize sağlık

  • Aleyna
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:02

    Kaleminize sağlık bir erkegin kaleminden bu tarz yazıların yazılması kadınların arkasında olunması gurur verici

  • Gizem
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:02

    Elinize yüreğinize sağlık Sefa Bey yazılarınızı katılıyorum sizin gibi böyle düşünen insanların olması bizleri mutlu ediyor .sevgiler

  • Zeliş
    26 Şubat 2018 Pazartesi 20:18

    Sefa bey sonuna kadar katılıyorum size ve bende herzaman diyorum ki (kadın olmak zor zanaat) sevgilerle

  • Eda Ç.
    26 Şubat 2018 Pazartesi 17:48

    Sayın Sürücü, bugünkü köşe yazınızı ayrıcalıklı olarak beğendim.Yazılarınıza katılıyor ve okudukça bir o kadar da keyif alıyorum.. Malesef ülkemizde o zihniyette insanlar var ve varoldukça daha da çok sesimizi duyuracağız. Bizlere üstün bilgilerinizi sunduğunuz için teşekkür ederim..

  • Canan
    26 Şubat 2018 Pazartesi 12:23

    Yüreğinize sağlık Sefa Bey, bir erkeğin kaleminden bu tarz yazılarin çıkması biz kadınları emin olun daha çok sevindiriyor. Tarzınızı çok sevdim. Gelecek yazılarınızı merakla bekliyorum. Sevgiler ☺️

Can Sıkıntısına 4. Aranıyor

19 Şubat 2018 Pazartesi 12:58

Can Sıkıntısına 4. Aranıyor

Can sıkıcı biri mi olmak istersiniz, aklınıza gelen her şeyi söyleyin.

Uyarı: Bu yazı oldukça can sıkıcı!
Geçen gün, evde oturmuş çay bardağında sert bir kahve içerken İslam-Türk tarihini ele alan bir kitap geçti elime. Her bir konuda, sayfada atalarımızın ne kadar kahraman, ne kadar akıncı, ne kadar yavuz, ne kadar yiğit, ne kadar bahadır, ne kadar şanlı şerefli olduğu anlatılmış. Tabii bunları bir yandan sorgulamaya, bir yandan övüncünü yaşamaya başlamışken bir yandan da canım sıkılmıştı. Arkadaş, biz neden sürekli geçmişimizle övünüyoruz? Günümüzde de övünebileceğimiz başarılarımız, insanlarımız olsa ya! Gerçi açlık sınırının asgari ücretle aynı olan bir ülkede, insanlar karınlarını doyurmanın peşindeyken geçmişimiz yeter de artar bile…
*
Memlekette yeterince canımız sıkılıyor, halk olarak tabii. Politikacılarımızın canı genelde çıkarları doğrultusunda sıkılıyor. Çıkarları içinde el sıkarlar, nutuk atarlar, palavra sıkarlar. Boşuna dememişler; iyi bir politikacı herkesin elini sıkar, kötüsü canını…
*
Okuduğum bir yazı, ilginç bir şekilde ne yazık ki beni o malum ve klişe soruyu tekrar sormama yol açtı. Herkesin bu soruya en az bir kez maruz kalmışlığı ve en az bir kez ciddi ciddi cevaplamışlığı vardır sanırım. “Issız bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?” Oldukça saçma da olsa gayet eğlendiğim bir muhabbet olmuştur. Dedik ya can sıkıntısı işte. Bende tekrar bunu düşünürken ilk fırsatta eşe, dosta, yakınlara sordum…
*
1. Megan Fox
2. Bol miktarda konserve
3. Çay
*
1. Ziraat mühendisi
2. Doktor
3. Konsomatris
*
1. At
2. Avrat
3. Silah
*
1. Recep
2. Tayyip
3. Erdoğan + Okey takımı
*
1. Nüfus cüzdanı
2. Sabıka kaydı
3. İkametgâh
*
1. Acun Ilıcalı
2. TV8 ekibi
3. Survivor yarışmacıları
*
1. Kaset çalar
2. Ahmet Kaya kasetleri
3. Rakı
*
1. İpeğinden kefen
2. Cevizinden tabut
3. İnsaflısından imam
*
1. Mazhar
2. Fuat
3. Özkan
*
Herkesin ıssız adası kendine, ada demişken de canım avokado çekti nedense…

 

 

Etiketler:

sefa sürücü , köşe yazısı , kdz.ereğli , haber ,

Yorumlar
  • Zeliş
    19 Şubat 2018 Pazartesi 21:25

    Çok eğlenerek okudum yaa. Harika yazı defa tekrar yüreğine kalemine sağlık.

  • Canan
    19 Şubat 2018 Pazartesi 15:52

    Bir can sıkıntısı bu kadar güzel yansıtılırdı, çok beğendim. Kaleminize sağlık, özellikle ıssız ada muhabbetine koptum...

  • Aylak adam
    19 Şubat 2018 Pazartesi 14:12

    "Issız bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?”  1. Engin 2. Altan 3. Düzyatan :))))

Bakanlıktan Son Dakika Sevgililer Günü Açıklaması

12 Şubat 2018 Pazartesi 11:12

Yönetmen Sefa Sürücü

Bakanlıktan Son Dakika Sevgililer Günü Açıklaması

Yalnızlık benim kaderim, ama sevgimi seninle paylaşırım…

Kimileri tarafından yılın en çok beklenen, kimileri tarafından da bir an önce geçmesi dilenen ve birçok tartışmayı beraberinde getiren o malum güne geldik. 14 Şubat Sevgililer Günü. Korkmayın sakın! Sevgililer günüyle ilgili ne kapitalist sistemin bir oyunu olduğundan bahsedeceğim, ne bunların hep bir para tuzağı olduğundan, ne dinimize göre şöyle böyle olduğundan, ne de o klişeleşmiş tarihçesinden… Benim işim pek görünmeyen, görünse de umursanmayan, umursansa da yanlış bilinen kısımlarıyla. Mesela “Japon balıklarının hafızası üç saniyedir.” söylemi gibi. Aksine üç ay gibi bir hafızaya sahip olabiliyorlar. Hatta kimi politikacıları göz önünde bulundurursak gayet iyi bir süre.

*
Sevgililer gününde sevgilime ne hediye alacağım demek yerine, sevgililer gününde hediyeme sevgili almam lazım diyen yalnızlar! Hadi kendimizi avutup bardağın dolu tarafından bakalım. Bir kere o günün klişeleşmiş tavırlarından kendinizi yalıttığınız için kendinizi şanslı hissedebilirsiniz. Ne mi onlar?

1) Kırmızı güller: Normalde iki ya da beş liraya satılan bir güle, yirmi lira vermek zorunda değilsiniz. Hem her çiçek dalında güzel değil midir?

2) Kırmızı kalpler: O güne özel en maruz kaldığımız durumlardan biridir her şeye ilişkin kalpli görseller, ürünler, kampanyalar vs. İnatla kör göze parmak batırırcasına kendinizi bu yolla ifade etmekten uzaksınız. Kalpli yastıklar, hediye kutuları, mumlar, takılar, iç çamaşırları, pizza hatta lahmacunlar… Hep merak etmişimdir, kalp denilen şey bu kadar kolay çizilebilip de sembolik bir hale gelmeseydi ve gerçekte olduğu gibi resmedilseydi şu anki popülerliği oluşur muydu acaba?

3) Çiftlerin çiftlerle takılması: “Bak bize, biz sizden daha çok birbirimizi seviyoruz ve daha çok birbirimize yakışıyoruz, tamam mı?” gibi psikolojik gerilimlerin yaşandığı durumları yaşamayacaksın. Tamam bunu yaşamayacak olabilirsin ama; gidip de o gün sakın bir çiftin yanında sap başına vakit geçireyim demeyesin. Benden demesi…

4) Sosyal medya: Birçokları gibi sizde sevgilinizle o gün sarmaş dolaş, mıçmıçlı, aşklı böcekli kelebekli zürafalı fotoğraflar çektirip herkese ‘bakın işte bizde böyle sevgilileriz.’ demekten kurtulduğun bir gün. Hee kalkıp da o gün bekârlık sultanlıktır gibi yaftalamalarıyla yalnızlığınızı yansıtacak fotoğraflar çekip paylaşmanızı da pek önermem. Efendi efendi üsturubunuzla yalnız takılın.

*
Sevgilileri ve eşleri olanlara diyeceğim şey ise; tüm bu klişe ve tartışmaların ötesinde bırakın karşılıklı beklentilerinizi gidermeye bakın. Mutlu olmaya bakmak lazım, gerisi faso fiso. Partneriniz o gün bir demet çiçek ve akşam yemeği beklentisindeyse yerine getirin. Eğer bunu 365 günün bir gününe en azından diliyorsa da orada bir problem olduğunu unutmayalım. Netice de aşk, senede bir gün hatırlanmamalı. “Sevgi” konusunda söyleyecek sözü olan söylesin, tebessümü olan etsin, yazacak yazısı olan yazsın, bestesi olan yapsın, resmi olan çizsin, hediyesi olan versin, hiç kimse ertelemesin çünkü yarın diye bir şey olmayabilir. Tabi bunları yaparken sözüm ona sevgiden, kıskançlıktan, fesatlıktan, yanlış anlamalardan, takıntılıklardan dolayı evde, sokakta orada burada eşini sevgilini dövüp bıçaklıyorsan olmaz olsun sevgin, sevgi anlayışın! Komple olmaz olsun!..

*
Özel İlişkiler İşleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada ise; yeni uygulama olan paso-sev kartı çıkaran tüm çiftlere birer kalpli lattenin beleş olduğunu duyurdu. Bu özgün ve faydalı uygulamadan dolayı kendilerini şahsım adına takdir ediyor, başarılarının devamını diliyorum…

*
Sevgiler!..

 

Yorumlar
  • Gizem
    26 Şubat 2018 Pazartesi 21:39

    Çok güzel bir yazı kaleminde elinize sağlık.

  • Ordudan (Hatun)
    15 Şubat 2018 Perşembe 17:55

    Isde butun sıkıntılar siz gibi dusunemedigimizden dolayı degilmidir ki zaten bakılan hep aynı ayna ama yansımalar hep farklı

  • Nişanlı
    14 Şubat 2018 Çarşamba 10:00

    Elinize sağlık sayın Sürücü. Güzel yazılarınızın devamı dileğiyle.

  • Selma S.
    13 Şubat 2018 Salı 15:28

    Köşeni yeni gördüm ve merakla okudum. Oldukça akıcı ve muzip bir üslubun var, sevdim. Özellikle japon balıkları göndermene bayıldım. :) kalemine sağlık

  • zeliş
    13 Şubat 2018 Salı 11:45

    Çok güzel bir yazı yüreğine sağlık

  • Sabah Uzuner
    12 Şubat 2018 Pazartesi 19:17

    Kalemine yüreğine ellerine sağlık

  • ToprakHan
    12 Şubat 2018 Pazartesi 14:44

    Sfrsrc

Bir Doğum Günü Meselesi

5 Şubat 2018 Pazartesi 11:29

Yönetmen Sefa Sürücü

Bir Doğum Günü Meselesi

90 yaşında bir adama bu uzun ömrünü neye borçlu olduğunu sormuşlar. Gözleri ışıldayan adam şöyle demiş: “Geceleyin oturup tasalanmak yerine çoğu zaman yatar ve uyurum.”


Hayatım boyunca hep köşeyi dönmek istemişimdir. Bir gün yine acaba dünyanın ne zaman uzaylı istilasına uğrayacağını düşündüğüm bir anda, bu köşede yazma fikrine kapıldım. Böylece köşeyi dönebilirdim, anlayana. Köşemde vaat ettiğim tek şey, uzaylılar dünyamızı bir gün basarsa ilk köşe yazısını ben yazacağım. Gelelim bugünkü konumuza, uzaylılar doğum günü kutlar mı? Neyse şaka bir yana bırakalım şu uzaylıları da, asıl meselemize dönelim artık…

*
Doğum günleri genelde çoğumuzun çok anlamlar yüklediği ve önemsediği günlerdir. Benim içinse durum biraz farklı. 2 Şubat doğum günümdü ve yine aynı psikolojiler içerisindeydim. İyisiyle kötüsüyle, sevabıyla günahıyla geçen bir yıl. Planlarım, hayallerim, yapabildiklerim, yapamadıklarım, hayatıma girenler - çıkanlar, hala inatla hayatımda kalanlar vs. gibi duygu ve düşünceleri sorgulamak zorunda kaldığım bir gün. Onun haricinde insanlar hatırlayıp sürpriz yapacak ve ben hiç haberim yokmuş gibi davranmaya çalışacak mıyım ya da o gün manidar bir şekilde sadece borçlu olduğum bankalar mı doğum günü mesajı yollayacak gibi endişeleri yaşamayı pek sevdiğim söylenemez. Sanırım yıllar boyunca yaşadığım önemsiz doğum günleri, bu heyecanın kaybolmasına yol açmış olabilir. Belki de zamanında doğumuma engel olamadığım için, yıllar boyunca içimde biriken hıncı bilmeden bastırmamın da etkisi olabilir.

*
Facebook icat oldu, mertlik bozuldu. Artık herkes doğum günlerini Facebook üzerinden öğreniyor, daha doğrusu bilgi sahibi oluyor. Çünkü Facebook seni de yormayıp bildirme zahmetinde bulunuyor. Tıpkı hapşıran birine nasıl ‘çok yaşa’ diyorsak, oradan da aynı tepkimeyi verir olduk. Kuru, yapmacık, buram buram sanal ve sahte bir şekilde ‘Doğum günün kutlu olsun.’ Amin!

*
Doğum günlerinin ayini andıran bir havası vardır. Biz modern insanlar(!) doğum günü kutlamalarını belli bir ritüel çerçevesinde yapma zaruretinde hissediyoruz kendimizi. Pastaya mum dikme, dilek tutma, sonra tek nefeste mumları söndürme, hatta bu esnada o güftesi evrenselleşmiş doğum günü parçasını hep bir ağızdan söylemek gibi… Dünyanın hemen hemen her yerinde klişeleşmiş bir şeklide benzerlik gösteren bu genel tavır ve duruşu, sanırım dünya barışı gibi daha hassas bir konuda sergilesek daha yaşanabilir kılabilirdik bu hayatı. Ya da bir düşünsenize, doğum günlerinde pasta yerine dana kesildiğini… Sanırım o zaman soy kırıma uğrayıp nesli tükenebilirdi büyük baş hayvanların. Hindistan hariç…

*
Doğum günlerinin bir değişmeyen adeti de tabi ki doğum günü hediyeleridir. Sosyo-ekonomik durumumuza göre kimimiz candan, kimimiz maldan anlayışıyla ufak tefek sembolik ya da pahalı değerli bir hediye ile o doğum günü kişisini sevindirmeye çalışıyoruz. Hediyeleşmek güzel ve önemli bir durum tabii. Sadece onun o gün bir zaruret halini alması biraz can sıkıcı olabiliyor bazen. Bana kalırsa doğum günü olan kişi için verilebilecek en güzel hediye, o günün resmi tatil olması. Öğrenciyse okulu tatil, çalışansa ücretli izne çıkması gibi. İşte o zaman, insan kendini daha özel hissedebilir…

*
Günümüzde ülkemize baktığımda doğum günü kutlamalarının altında yatan sebepte git gide bir anlam kayması yaşanıyor sanki. Aslında kişinin dünyaya geldiği o günü kutlamıyoruz. Her yaş dönümünde, doğduğu güne geldiğinde hala yaşıyor olmasını kutluyoruz. Kendimizi ya da sevdiklerimizi tebrik ediyoruz hala yaşıyor olduğumuz için. Demiş oluyoruz ki; ülke şartlarında bunca kaza bela arasından sıyrılıp bir şekilde kendini korumayı başardığın, bir yılı daha sağ salim devirdiğin için helal sana. Düşünsene bir; bunca trafik terörünün yaşandığı, kaldırımda yürürken bir aracın oraya çıkıp seni pestil gibi ezmediği, düğünlerde bayramlarda atılan mermilerin seni delik deşik etmediği, okulda ya da askerlikte yemek yerken zehirlenmediğin, bir psikopat tarafından kaçırılıp tecavüze uğradıktan sonra kanıt bırakmamak adına yakılmadığın, canlı bombanın gelip de seni hedef almadığı ve bu sayede organlarının dışarı saçılmadığı vs. için seni kutlarım!

*
Tamam tamam, iyi ki doğdum… :)

Yorumlar
  • İlahiyatçı Mihriban K.
    26 Şubat 2018 Pazartesi 22:18

    Doğum gününe farkli bir bakış açısıyla bakmamızı sağladığınız için teşekkürler...

  • Bulut
    12 Şubat 2018 Pazartesi 18:02

    Yüreğime yazdım seni okumaya doyamıyorum...

  • Füsun
    7 Şubat 2018 Çarşamba 19:47

    Tek kelime ile harika.. Yazınız pek bir sürükleyici olmuş. Sade ve ince bir dille kaleme almanız okuyucuya samimi geliyor.. Ereğli sizin kiymetinizi bilmeli

  • Sabah uzuner
    5 Şubat 2018 Pazartesi 20:05

    Nice mutlu yaşlara yüreğine sağlık

  • Hüseyin
    5 Şubat 2018 Pazartesi 17:04

    Sefa Bey, çok naif bir diliniz var. İlçemize çok güzel değerler katacağınıza eminim. Yazdıklarınız derinden sarstı beni. Pazartesileri iple çekeceğim artık. Yakın zamanda bir yerlerde karşılaşmak dileğiyle...

  • Sen hayırdır :)
    5 Şubat 2018 Pazartesi 12:40

    ". Her yaş dönümünde, doğduğu güne geldiğinde hala yaşıyor olmasını kutluyoruz. Kendimizi ya da sevdiklerimizi tebrik ediyoruz hala yaşıyor olduğumuz için. " çok güzel tesbit ülkemiz koşıllarını düşündüğümüzde. Tebrikler Sefa bey. Merakla gelecek pazartesiyi bekliyoruz :)

  • Meltem
    5 Şubat 2018 Pazartesi 12:25

    Sefa bey, öncelikle iyiki dogdunuz.her geçen yaşın dolu dolu olmasını temenni eden biriyim.sizin de yasa ve geçen yıllara yuklediginiz anlam yüklü cümleler beni çok mutlu etti.Farkınız ve yaklaşım şekliniz Ereğlimize yeni ufuklar kazandırır.Nice güzel yaşlara...

  • Melike
    5 Şubat 2018 Pazartesi 12:12

    Tatil kısmına özellikle katıldım:) başarılı tespitler var!