ANNE OLMAYI DÖRT GÖZLE BEKLİYORDUM,NEDEN BÖYLE HİSSEDİYORUM

25 Ağustos 2020 Salı 17:38

ANNE OLMAYI DÖRT GÖZLE BEKLİYORDUM,NEDEN BÖYLE HİSSEDİYORUM

"Bebeğimi ilk kez kucağıma aldığımda hiçbir şey hissetmedim." "Doğumun ardından haftalar geçti ama hala anne olarak kendimi tamamen yetersiz hissediyorum." "Sürekli ne yapacağımı unutuyorum. Aklım karmakarışık." "Sürekli ağlama ve öfke hisleri ile mücadele ediyorum." "Bebeğim ağladığı zamanlar, kendimi yetersiz, çaresiz, öfkeli, kırılgan hissediyorum. Vicdani rahatsızlığım bir türlü geçmiyor. Zaman zaman kendimi suçlarken buluyorum." "Kendimle ilgilenmek ya da keyifli bir şeyler yapmak gelmiyor içimden."

Siz de doğumun ardından 2 haftalık bir süreç geçmiş olmasına rağmen bu ve benzeri cümleler kuruyorsanız postpartum depresyon yaşıyor olabilirsiniz.
Hamilelik süresince, doğacak bebeğe yapılan hazırlıklar, duygusal olarak bebek ile kurulan bağ ve doğumun ardından yaşanacak annelik duygusuna yönelik merak ister istemez doğum sonrası için yoğun beklenti oluşturur. Ancak doğumun ardından her kadın hissetmeyi umduğu bu duyguları yaşamaz ve derin bir hayal kırıklığı yaşar. Bebeğini kucağına ilk kez aldığı o an beklediği annelik duygusunu, mutluluğu ve sevgiyi hissetmez.
Doğumun ardından yaşanan bu süreçte anne Doğum Sonrası (Postpartum) Depresyon yaşıyor olabilir. Depresyon bazen hamilelik sırasında başlar, ancak doğum sonrası depresyonu olarak adlandırılabilmesi için, doğumdan sonra da devam etmesi gerekir. Doğum sonrası depresyonu oldukça sık görülür ve doğum yapan her yüz kadından 10-15’inin buna maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Ancak toplumumuzda "Anne"liğe yönelik gerçeküstü beklentiler kadınların doğum sonrası bu konudaki duygu ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmamaya çekinmesine, dolayısıyla gerçek rakamların aslında bilinenden fazla olmasına yol açmaktadır.

DOĞUM SONRASI DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Doğumun ardından 2 hafta geçmiş olmasına rağmen kendinizde aşağıdaki belirtilerden birkaçını hissediyor, gözlemliyor, çevrenizden böyle dönütler alıyorsanız, en kısa sürede bir uzmandan destek almalısınız.
 Üzgün, bitkin, mutsuz, çaresiz, umutsuz hissetmek
 Gün içinde ruh halinizin sıkça değişmesi
 Beklediği duyguları yaşayamamak ve bebeği ile beklediği gibi ilgilenememekten doğan suçluluk duygusu
 Kendini sıkışmış, endişeli ve panik hissetmek
 Öfkeli ve her an duygusal patlama yaşayacak gibi hissetmek
 Sıkça ağlamak ya da ağlama isteği duymak
 Eğlence, keyif almaya yönelik davranışların azalması
 Çevreye ve kendine yönelik ilginin azalması
 Öz bakımın bozulması
 Kendini değersiz hissetme
 Enerjinin azalması ve aşırı yogunluk
 Uyku bozukluğu
 Genel yavaşlama veya yerinde duramama, gergin ve rahatlayamama
 Cinsel ilişkiden soğuma
 İştahta değişiklikler (çok fazla veya çok az yemek yemek)
 İnsanlardan uzaklaşma ve evden dışarı çıkmama
 Önceden yapmaktan zevk aldığı şeyleri yapmama
 Günlük hayatın gerektirdiği görevleri yapmama – veya gereğinden fazla yapma
 Karar vermeyi erteleme
 Tartışma, bağırma, kontrolü kaybetme

! Birçok kadın doğum sonrası depresyonunu anlamakta zorluk çeker. Yeni anne olan birey, neyin normal neyin beklenmeyen bir durum olduğunu bilemez bu sebeple sorun ertelendikçe gizil gizil büyüyebilir.

! Doğum sonrası depresyonu yaşadığınızı ne kadar erken fark ederseniz o kadar iyidir. Psikoterapi ile tedavi yöntemleri postpartum depresyonda oldukça etkilidir. Siz de bu belirtileri yaşıyorsanız en kısa sürede bir uzmandan psikolojik destek alın.

Etiketler:

Kdz Ereğli Haber , Ereğli Haber , Zonguldak , didem akırmak , psikolog ,

Yorumlar

ÜNİVERSİTE SINAVI ÖNCESİ ANNE BABALARA ALTIN TAVSİYELER

25 Haziran 2020 Perşembe 17:55

ÜNİVERSİTE SINAVI ÖNCESİ ANNE BABALARA ALTIN TAVSİYELER

Bu yıl gerçekleşecek üniversite sınavında, yaklaşık iki buçuk milyon öğrenci üniversite hedefi için zamanla yarışacak. Hem öğrenciler, hem de aileler sınav öncesi heyecanlı ve endişeli. Bu yazımda, aileler için bu süreçte ve sınav sonrasında çocuklarına nasıl bir yaklaşım sergilemeleri gerektiği konusunda tavsiyelerimi kaleme aldım.

Sınava girecek her bireyin sınav öncesinde hafif bir endişe duyması, normalde olduğundan daha gergin hissetmesi doğaldır. Bu endişenin getirisi olarak uyku ve yemek düzeninin son zamanlarda bozulması beklenen bir durumdur. Bu endişe hafif boyutlarda seyrediyorsa, sınav stresidir ve öğrencinin sınava odaklanmasında, başarılı olmasında yardımcı olur. Bu stres gayet sağlıklı ve normaldir.
Ancak sınav stresi kaygı boyutuna ulaşmışsa öğrencide, el ve ayaklarda titreme, bulantı, bayılacakmış gibi hissetme, el ayakların buz kesmesi, sık sık idrara çıkma, kalbin çok hızlı atması gibi belirtiler görülür. Kaygı boyutuna ulaşan stres, sınavda konsantrasyon ve dikkat problemlerine de yol açar. Bu duruma öğrencinin sınava dair düşünceleri, yorumları ve ailenin bakış açısı ile tutumları neden olmaktadır.

AİLENİN YÜKSEK BEKLENTİSİ SINAV KAYGISININ YOLUNU AÇIYOR
Her bireyin kendine özgü yetenekleri, bilgi birikimi ve geleceğe dair beklentileri vardır. Uzun ve meşakkatli sınav hazırlığı süreci sonunda her öğrenci hedeflediği noktaya ulaşamayabilir. Böyle bir sonuçla karşılaşıldığında ailenin sözlü ya da sözsüz beklentileri, koydukları hedefleri öğrencinin ulaşamadığı ya da ulaşamayacağı noktada ise, öğrenci derin bir hayal kırıklığı ve başarısızlık hissi yaşar. Ne kadar "önemli değil", " tekrar denersin" denilse de ebeveynlerin beden dili ve beklentileri kurulan cümleler ile örtüşmüyorsa öğrencinin yaşadığı hayal kırıklığına çare olamayacaktır. Bu sebeple ailelerin öncelikle çocuklarının girecekleri bu sınavın yalnızca sınav esnasında gösterecekleri performansını ölçtüğünü, sınav sonucunun bir başarı ya da başarısızlık olmadığını, sınav puanının öğrencinin her şeyi bildiğini ya da hiçbir şey bilmediğini göstermediğini, sınav esnasında yaşanacak yoğun bir kaygının, öğrencinin bilgi birikimini sınava yansıtmasında olumsuz bir etki yaratacağını unutmaması gerekmektedir.
Bu sebeple, öğrenciye ebeveynler olarak bizler sınavda elinden geleni yapmasını tavsiye etmeli, sonuç ne olursa olsun ona destek olacağımız mesajını vermeli, bu sözleri yüz mimiklerimizle beden dilimizle ve beklentilerimiz ile desteklemeliyiz.

ÇOCUĞUNUZA SEÇENEKLER SUNUN
Hedefine ancak ve ancak bir yol ile ulaşabileceğini bilmek herkes için gerginlik yaratıcı bir durumdur. Ancak alternatif yollardan da hedefinize ulaşabileceğinizi bilmek ve hatta alternatif hedefler belirleyebilmek gerginliğinizi azaltır, başaracağınıza dair inancınızı artırır. Bu durum sınava girecek olan çocuklarımız için de geçerlidir. Omuzlarında geleceğinin tek belirleyicisi olarak gördüğü bir sınavın düşüncesi ile girdiği bir sınavda öğrencinin yaşayacağı yoğun kaygı tabiidir. Sınav öncesi ailecek bir araya gelerek çocuğunuzla istediği hedefe ulaşamadığı takdirde alternatif hedefler belirlemek, istediği hedefe ulaşırsan seçeneklerini nasıl değerlendireceğini konuşmak, hedefine başka hangi yollarla deneyerek ulaşabileceğini planlamak sırtındaki duygusal yükü hafifletecek ve yaşayacağı stresi doğal sınırlar içinde tutacaktır.

EN İYİ DESTEK DİNLEMEK VE ONU ANLADIĞINIZI HİSSETTİRMEK
"Bir şey olmaz", "bunda endişelenecek ne var", "altı üstü bir sınav", "dünyanın sonu değil ya" gibi sınav heyecanını azaltmakta hiçbir fayda göstermeyen cümleler kurmak yerine, karşılıklı oturarak sınava dair neler hissettiğini konuşmalısınız. Çocuğunuzun duygularını, hislerini dinleyin, endişelerine kulak verin, onu anladığınızı, sonuç ne olursa olsun ona destek olacağınızı, sınav sonucunun ona karşı sevginizde bir koşul olmadığını ona hissettirin.

SINAV SONRASI DA AYNI YAKLAŞIMINIZI SÜRDÜRÜN
Sınavdan çıkan çocuğunuzun yaşadığı yoğun süreci atlatması, zihnini toparlaması, sınava yönelik değerlendirme yapması, yaşadığı yoğun duygusal sürece atlatması için ona zaman tanıyın. O anlatana dek, sınava dair sorularla çocuğunuzun üzerine gitmeyin. Sınavın nasıl geçtiğine dair sınavın ardından sorulan yoğun sorular, sınav öncesinde sınavın önemine dair verdiğiniz tüm mesajlarınızı yıkar. Sınav sonrasında da sınav öncesinde sergilediğiniz tutumları devam ettirmelisiniz. Sevgi ve desteğinizin sınav sonucu ile kosullu olmadığı mesajını vermeye devam etmelisiniz.

SINAV YALNIZCA BİR ARAÇTIR
Bir öğrenci sınavda matematik sorularında zorlanıp, geleceğin girişimcisi olabilir, edebiyat sorularında takılıp geleceğin başarılı bir yazarı olabilir, fizik, kimya sorularında bocalamıştır ama geleceğin müzisyeni, yetenekli bir ressamı olabilir.Geometri netleri umduğu gibi gelmemiştir ama gelecekte başarılı bir mimar olabilir. Sınav yalnızca bir ölçme aracıdır ve kaygılı araç kullanırsanız yoldan çıkmanız, hedefinize varamamanız tabiidir. Ancak bu sonuç, sizin hiçbir şey bilmediğinizi ve başarısız olduğunuzu göstermez. Hedeflere ulaşmanın her zaman başka yolları ve telafisi vardır. Ebeveynler olarak bunları unutmamalıyız.
ÜNİVERSİTE SINAVINA GİRECEK TÜM ÖĞRENCİLERE SINAVDA KOLAYLIKLAR DİLİYORUM.

 

İnstagram: klinikpsikologdidemakirmak
Didem AKIRMAK
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG

 

Yorumlar

BABALIK SANATI

15 Haziran 2020 Pazartesi 14:57

BABALIK SANATI

Ruh sağlığı yerinde çocuklar yetiştirmede annenin ne kadar önemli bir rolü varsa, babanın da bu süreçte anne kadar önemli rolleri vardır. Sahip olunan genel kanının aksine, sağlıklı çocuk yetiştirmede tek başına anne faktörü yeterli değildir.

BABALIK HAMİLELİK İLE BAŞLIYOR

Bebeğin anne karnındayken çevreden ve anneden ne denli etkilendiğine dair yapılmış birçok araştırma bulunmaktadır. Bu hikayede babanın rolü anneye duygusal destek sağlamakla başlıyor. Anne ile kendini bir bütün olarak algılayan bebek, babayı sesi ile varlığı ile hissediyor. Doğum sonrası, bebeğin anne dışında diğerlerini algılama becerisi de geliştikçe, baba faktörü sayesinde kendisi ve annesi dışında başkaları da olduğu bilgisini öğreniyor. Çocuk ilk kez baba ilgisi ve paylaşımları sayesinde sosyalleşmeye başlıyor.

BABALAR, HEM KIZ ÇOCUK HEM DE ERKEK ÇOCUK İÇİN BİR ROL MODELDİR

İlk çocukluktan (6 yaşa kadar) itibaren hem kız hem de erkek çocukları için baba, çocuğun zihninde oluşturacağı cinsiyet şeması için bir model görevi üstleniyor. Kuralları olan, tutarlı davranışlar sergileyen, sevgi gösteren, eşine, çocuklarına ve çevresine davranışları ile örnek oluşturan bir baba, kız çocuğu için davranışları ile örnek oluşturuyor ve çocuğuna karşı cinse güven temeli oluşturuyor. Erkek çocuğunu için ise karşı cinse ve çevresine nasıl davranacağına dair ipuçları sunuyor. Babanın tutumları çocuğunun gelecekteki ilişkileri için önemli bir rol oynuyor. Çocuk, sevgi, dürüstlük, özgüven, yardımlaşma gibi pek çok konuda babayı kendine rehber ediniyor.

BABA İLE OLUMLU İLETİŞİM ÖZGÜVENİ VE SOSYAL ZEKAYI GELİŞTİRİYOR

Yapılan araştırmalar, bebeklikten itibaren babası ile sevgi ve güven temelli duygusal bir bağ kurabilmiş çocukların, gelecekte bu desteğin getirisi olarak, babası ile bu bağa sahip olmayan çocuklara göre daha özgüvenli, girişimci ve başarılı olduklarını göstermektedir. Çocuğun babadan aldığı bu destek, "Ben Başarabilirim" inancını geliştirmesini sağlıyor. Babası ile sağlıklı iletişim kurabilmiş bir birey olarak aile içinde düşüncelerine önem verilen çocuk, yetişkinlikte kendini daha iyi ifade ediyor. Arkasında manevi bir destek hisseden çocuklar, hata yapmaktan korkmuyor, daha girişimci ve başarılı oluyorlar.

BABA DESTEĞİ İLE BÜYÜYEN ÇOCUKLAR, HAYATA KARŞI DİMDİK AYAKTA DURUYOR

Baba sevgisi, ilgisi ve sağlıklı iletişimi çocukların hayatları boyunca karşılaşacakları sorunlarla daha iyi mücadele etmelerini sağlıyor. Zaman zaman başarısız olsalar ya da zor durumda kalsalar da "Biz Daima Senin Yanındayız" desteği ile büyüyen bu çocuklar, sahip oldukları manevi destek ile, daha az karamsarlığa kapılıyor, sorunlarına daha rahat çözüm getiriyorlar.

BABALIK, ÖMÜR BOYU SÜREN BİR SERÜVEN

Yalnızca çocuklukta değil, ömür boyu pek çok konuda, kendimize babalarımızı pusula ediniyoruz.Gençliğimizde arkadaşlarımıza, eşimize nasıl yaklaşacağımızı, sosyal ortamlarda nasıl davranacağımızı ondan öğreniyoruz. Sorunlarla nasıl baş edileceğini ondan örnek alıyoruz. Orta yaşlara geldiğimizde hayata karşı ne denli üretken olacağımızı ya da dünya görüşümüzü belirlerken yine onu rehber ediniyoruz. Yaşlılığımızda hayata karşı ne kadar bütünlük içinde olacağımızı, geçmişe dair pişmanlıklarımızla ne kadar barışık olacağımızı, hatta ölümü nasıl karşılayacağımızı bile babamızın bu yaşlarda sergilediği davranışları etkiliyor. Baba olarak attığınız o ilk adımla aslında çok uzun bir serüvene yolculuk ediyorsunuz. Attığınız her adımın bir takipçisi olduğu bilinci ve sorumluluğuyla, kendinizi çocuğunuzun koşulsuz sevgisi ile sarmalanmış buluyorsunuz.

İlgisi, sevgisi, desteği ve varlığı ile ruh sağlığımızın temel taşı babalarımızın,
BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

İnstagram: https://www.instagram.com/klinikpsikologdidemakirmak/?hl=tr


DİDEM AKIRMAK
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG

 

Yorumlar
  • Canan
    15 Haziran 2020 Pazartesi 18:45

    Çok teşekkürler Didem Hanım.

STRESLİYKEN NEDEN DAHA ÇOK YERİZ? NELER YAPMALIYIZ?

1 Haziran 2020 Pazartesi 16:02

STRESLİYKEN NEDEN DAHA ÇOK YERİZ? NELER YAPMALIYIZ?

Yemek yeme davranışı insanların sadece hayatta kalmak ya da açlığını gidermek çin gerçekleştirdiği bir eylem değildir. Özellikle stresli zamanlarda yaşadığımız üzüntü, yalnızlık gibi bunaltıcı duygularla baş etmek için de yemeğe sarılırız. Böyle dönemlerde sağlıklı kalmak için düzenli yemek yerine, kendimizi iyi hissetmek ve duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak için daha sık yemeğe başvururuz.

TEHLİKE TEHTİDİ VARSA DEPOLAMA İHTİYACI DUYARIZ
İnsanlar zorlu süreçlerden geçerken tehlike algısının getirdiği savunma davranışı ile depolama ve biriktirmeye yönelirler. Bu yalnızca evinize yaptığınız alışverişlerde değil beslenme şeklinizde de kendini gösterir. Bilinçaltınız tarafından daha çok yiyerek içinde bulunduğunuz zorlu süreçte daha sağlıklı ve güçlü olmanız için yönlendirilirsiniz. Ancak aşırı yemek sizi sağlıklı tutmak yerine sağlığınızı olumsuz yönde etkiler.
DÜZENSİZ BESLENME ÖZ SAYGIMIZI DÜŞÜRÜR
Evde uzun vakitler geçirdiğimiz şu dönemde sıkılınca kendinizi atıştıracak birşeyler ararken bulursunuz. Bunun en temel nedeni evde geçirdiğiniz zamanlarda yaşadığınız boşluk duygusunu doldurma ihtiyacıdır.Yaşanılan boşluk duygusunu doldurmanın en mantıklı yolu bir şeyler atıştırarak içimizdeki bu boşluğu doldurmak gibi görünse de, düzensiz öğünler, sağlıksız atıştırmalıklar ve vücudunuzun ihtiyacından fazla alınmış besinler beraberinde kilo artışını getirir. Dış görünüşte meydana gelen bu istenmeyen değişim, bireyin kendini başkaları tarafından beğenilmeyen biriyim şeklinde algılamasına neden olur. Kişinin bedenine yönelik azalan beğenisi, kendine duyduğu saygıyı da beraberinde götürür.

NELER YAPMALISINIZ?
1.FARKINA VARIN
Sizi rahatsız etme düzeyine gelmeden önce normal bir beslenme sisteminiz vardı. Durumu şimdiki haline getiren şeyleri düşünün. Üzüntü, yalnızlık hissi ya da öfke.. H angi duyguların sizi yemeğe ittiğini saptayın. Farkına varmak yeme davranışınızı kontrol etmenizi kolaylaştırır.
2. KENDİNİZE BİR SİSTEM OLUŞTURUN
Neyi ne kadar yiyeceğiniz, ne kadar aralıklarla besleneceğinizi düzenlemek için bir beslenme uzmanından destek alın. Kendinizehedefler belirleyin. Oluşturduğunuz sisteme uymak için kendinizi zorlayın.
3. KENDİNİZE NOTLAR ALIN
Hangi durumlarda beslenme düzeninizin bozulduğunu, hangi olayların yeme davranışınızı artırdığını, hangi duyguları yaşadığınızda kurduğunuz beslenme planının bozulduğunu gün gün not alın. Bir psikologdan destek alarak bu sıkıntılı zamanları ve yeme davranışınızı sağlıklı kontrol edebilme yollarını öğrenin.
4. İHTİYACINIZ KADARINI ALIN
Yaptığınız alışverişlerde ihtiyacınızdan fazlasını almamaya özen gösterin. Evde depolanmış atıştırmalıklar kurduğunuz programı sürdürmede sizi zorlar. Porsiyonlarınız yiyebileceğinizden fazla olmamalı. Duygusal ve iradi olarak güçlü olmak için psikolojik destek alın. Bu süreçte duygusal boşluğu doldurmak için herhangi birşeyler yeme ihtiyacınızı karşılamak için mutlaka yanınızda su, içeçek ya da beslenme danışmanınızın önereceği programınızı bozmayacak bir besin bulundurun.
5.DESTEK ALIN
Psikolojik yeme davranışı altındaki psikolojik ihtiyaçlar giderilmedikçe yahut fark edilip kontrol altına alınmadıkça düzelmez. Dolayısı ile böyle bir durum yaşanıyorsa, mutlaka bir psikologdan destek alınmalıdır. Kilonuzu kontrol altında tutmak hem sağlığınız hem de bu süreci atlatmanızın ardından kendinize duyacağınız öz saygı için gereklidir. Unutmayın, beden algısı benlik saygısı ile paraleldir. Psikolojik açıdan zorlu geçen bir sürenin ardından toparlanırken beden algınızın olumlu olması toparlanma sürenizi hatırı sayılır miktarda kısaltır.

Etiketler:

kdz ereğlihaber , ereğli haber , Zonguldak , köşe yazısı , psikolog didem akırmak ,

Yorumlar

NORMALLEŞME SÜRECİNİN ARDINDAN PSİKOLOJİMİZ NASIL OLACAK?

26 Mayıs 2020 Salı 15:34

NORMALLEŞME SÜRECİNİN ARDINDAN PSİKOLOJİMİZ NASIL  OLACAK?

İnsanlar mükemmel bir adaptasyon yeteneği ile dünyaya gelmiştir. Rusya’da doğduysanız soğuğa adapte olursunuz, Afrika’da yaşıyorsanız sıcağa.

DEĞİŞEN DÜNYAYA ADAPTE OLMAK
İnsanlar mükemmel bir adaptasyon yeteneği ile dünyaya gelmiştir. Rusya’da doğduysanız soğuğa adapte olursunuz, Afrika’da yaşıyorsanız sıcağa. Salgının ülkemizde görülmesi ile birlikte başlarda sancılı da olsa dışarı çıkma yasaklarına adapte olduk, şimdi süreç normalleşmemizi istiyor ve zamanın uzattığı eli tutup, bu yeni dünyanın getirdiği şartlara adapte olarak ayağa kalkacağız. Değişen dünyalarımızda her şeyi yeniden deneyimleyeceğiz. Bazılarımız bu adaptasyon sürecinde ister istemez tökezleyeceğiz ve daha önce karşılaşmadığımız sorunlarla mücadele edeceğiz.

AYNI OLAYLARA FARKLI ANLAMLAR YÜKLEYECEĞİZ
Normalleşmeye başlayan hayatlarımızla birlikte her birimiz derin bir uykudan uyanmış gibiyiz. Hayatın normalleşmeye başlaması, yaşlılarımızın, gençlerimizin,çocuklarımızın dışarı çıkabilmesi ve yasakların birer birer esnetilmesi ile birlikte daha önce hayatımızdaki öneminin farkına varmadığımız özgürlüklerimizin kıymetini daha iyi anlıyoruz. Sokağa çıkıyor gezmenin, dolaşmanın hazzını alıyoruz. Zamanla restoranlar, kafeler de açılacak birer birer, her birimiz ilk kez dışarıda yemek yercesine, kahvemizi alıp ilk defa keyifle içercesine tadına vara vara yaşayacağız önceki hayatlarımızda sıradan olan bu şeyleri.Şehirler arası seyahat edeceğiz belki de ilk kez seyahat edermişcesine, sevdiklerimize kavuşmanın bu denli kıymetini, her birimiz ilk kez deneyimleyeceğiz. Mesafeli ama bir arada olabilmenin keyfini birlikte süreceğiz ve kapalı alanlarda bunalan ruhlarımızı birlikte iyileştireceğiz.

DAHA ÇOK ‘’ANIN FARKINDA’’ YAŞAYACAĞIZ
Tüm dünyanın yaşadığı bu salgınla birlikte insanlık dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin birbirinin ve aynı dünya üzerinde yaşadığının, üzerine bastığımız gezegende yaşanacak bir felaketin ayrım yapmaksızın her birimizi ne kadar etkilediğinin farkına vardı. Yaşadığımız ve çevremizde yaşanan kayıplar bizi kırılgan hayatlarımızı sorgulamaya ve bu hayatta aslında neyin bizler için kıymetli olduğunu tekrar anlamlandırmaya itti. Artan farkındalıklarımızla artık anın değerini daha çok bilerek, bugünün farkına vararak, sahip oldukarımızdan keyif alarak yaşayacağız.

NORMALLEŞMEYE ADAPTE OLAMAYABİLİRSİNİZ
Her birimiz korona günlerini psikolojimizi koruyarak atlatmak konusunda diğerlerimiz kadar şanslı değildik. Bazılarımız salgın sürecinden diğerlerinin etkilendiğinden daha çok etkilendi ve koronaya karşı kendi savunma kalkanlarını geliştirdiler. Ancak normalleşme ile birlikte bir kenara bırakılması gereken bu kendini savunma yöntemlerini bazılarımız terk etmekte zorluk yaşıyor.
Normalleşmeyle birlikte temiz olmaya ve hastalanmamaya yönelik bir hassasiyet geliştirmış olabilirsiniz. Ellerinizi, vücudunuzu, eşyalarınızı temiz tutmaya çalışmanız elbette doğal. Ancak temizlediğiniz halde, bir türlü hiçbir şeyin yeterince temiz olmadığı konusunda endişeleniyorsanız ve kendinizi sık sık kirli olduğunuza dair düşünceler içinde buluyorsanız, destek almanızda fayda var.
Normalleşmenin ardından dışarıya çıkmak size endişe veriyor, uzun sokağa çıkma yasağı günleri ve karantina zamanlarının ardından, zorunluklarınız olsa dahi dışarı çıkma konusunda isteksizlik duyuyor ve çıktığınızda da ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız, destek almanızda fayda var.
Normalleşmenin ardından insanlarla yakın temas kurmamaya özen gösterdiğiniz halde sürekli hastalığı taşıdığınıza dair endişe duyuyor, sürekli vücudunuzu dinliyorsanız, kendinizi düzenli olarak ateşinizin olup olmadığını ya da hastalığı taşıdığınıza dair belirtilerin varlığını araştırırken buluyorsanız, destek almanızda fayda var.

BUNLARI YAŞIYORSANIZ PSİKOLOJİK DESTEK ALIN
Evde kalma sürecine adapte olmak kimilerimiz için daha sancılı bir geçiş gerektirmişti de şimdi de normalleşme sürecine geçiş yapmak sizi zorluyor olabilir. Siz de adapte olmakta sıkıntı yaşıyor, anlatılanlara benzer tepkiler veriyorsanız, hayatınız eskiye oranla daha çok zorlaştıysa ve bu ruhsal sıkıntı veren durumlara çözüm arayışındaysanız ‘’Online Psikolojik Danışmanlık’’ hizmeti sunan bir uzmandan destek alın.
İnstagram: klinikpsikologdidemakirmak


DİDEM AKIRMAK
UZMAN KLİNİK PSİKOLOG

Yorumlar